Dolar : Alış : 32.7810 / Satış : 32.8400
Euro : Alış : 35.0464 / Satış : 35.1096
HAVA DURUMU
hava durumu

Adana

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 14 Kategoride 1584 İçerik Bulunuyor.

Röportajlar

TREN, İSTASYON VE ADANA TUTKUNU FOTOĞRAFÇI: “GAMZE BOZKAYA”

10 Haziran 2024 - 64 kez okunmuş
Ana Sayfa » Kültür Sanat»TREN, İSTASYON VE ADANA TUTKUNU FOTOĞRAFÇI: “GAMZE BOZKAYA”
TREN, İSTASYON VE ADANA TUTKUNU FOTOĞRAFÇI: “GAMZE BOZKAYA”

Trenlere, raylara, istasyonlara, Adana’ya ve tabii fotoğrafa tutkuyla bağlı nevi şahsına münhasır bir fotoğraf sanatçısı Gamze Bozkaya. Tren sevgisi ona “Son Tren Bir Selam” belgeselini çektirdi. Adana sevgisi ise “Cumhuriyetin 100. Yılında Adana’da Gezilecek 100 Yer” isimli kitabı hazırlattı. Kendine has tarzı ve başarılı fotoğrafları ile birçok önemli ödülü kazanan Bozkaya ile tüm fotoğrafçılık serüvenini ve yeni projelerini konuştuk.

İş’te Life Adana/Hanifi Aktaş

Fotoğrafçılık kariyerin nasıl başladı?

“Makineyi bana verdiklerinde deklanşörün yerini bile bilmiyordum”

2009 yılında Mersin’de bir inşaat firmasında çalışırken, firmanın başlangıç seviyesinde bir Nikon marka fotoğraf makinesi vardı. Orada örnek dairelerin fotoğraflarını çekerek başladım. Makineyi bana verdiklerinde deklanşörün yerini bile bilmiyordum. Yine de makineyi tam otomatik moda alarak örnek daireleri çekmeye başladım. Sonrasında uzunca süre makineyi otomatik moda kullandım fakat sosyal medyada gördüğüm fotoğraflarla benim fotoğraflar arasında dağlar kadar fark olduğunu da görüyordum. Renk olsun, kompozisyon olsun kadraj olsun çok eksiğim vardı. Bu eksikliklerden ötürü bir süre fotoğrafçılık merakıma ara verdim.

Daha sonrasında yine bir sanatçının yanında çalışırken bana bir fotoğraf makinesi aldılar. O dönem de çektiğim fotoğrafların yeterli olmadığının farkındaydım. Bu durumu düzeltmek için “doğru fotoğraf çekmenin” peşine düştüm. Makineyi manuel kullanmaya başladım. Manuel kullanırken de sosyal medyadan destek alarak makine ayarları konusunda kendimi geliştirdim. Böylelikle fotoğrafı sanata aktarma serüvenim başlamış oldu. Artık gördüğümü çekmek yerine hayal ettiğimi çekmeye başlamıştım. Doğru ışığı kullanabileceğim saatlerin peşine düştüm. Mesela tren fotoğrafı çekeceğim zaman sadece treni ve rayları çekmeyi bırakıp oraya bir yaşam katmaya başladım. Oradaki bir amcayı, odun taşıyan birisini ya da bir koyun sürüsünü de kadraja katmaya çalıştım.

Tren demişken senin tren sevgin hatta tutkun bilinen bir şey. Nereden geliyor tren sevgin?

“Türkiye’nin bütün istasyonlarını ve demir ağlarını fotoğraflamayı düşünüyorum”

Normalde bir kadının trenleri sevmesi alışılagelmiş bir şey değil. Dışarıdan bakanlar benim tren sevgimi anlamlandıramıyor ama bu sevginin altında şu yatıyor; benim Kayseri’de okuduğum okul ve yaşadığım mahalle tren raylarına çok yakında. Okulumuzun hemen yanı başından tren yolu geçiyordu ve sürekli olarak derste ve teneffüslerde ben trenlerin geçişine şahit oluyordum. Okulla tren rayları arasında sadece ince bir tel örgü vardı ve ben tel örgünün ardından trenleri beklerdim. Ama o yaşa kadar trene hiç binmemiştim. Sonra annem beni Adana’ya getirirken trenle yolculuk yaptık. Çukurova Ekspresinde (şuan olmayan) yataklı bir vagonda annemlebirlikte Adana’ya gelmiştik. O trendeki yatak, konsept ve trendeki genel atmosferin beni çok mutlu ettiğini fark ettim. Fotoğraf çekmeye başladıktan sonra da kendime bir tarz oluştururken ilk aklıma tren geldi haliyle. Adana da buna çok müsait. Çok güzel bir istasyonumuz var, buradan giden üç tane ana hat tren var. Tüm bunlar birleşince “ben tren çekmeliyim” diye başladım trenleri fotoğraflamaya.

“Son Tren Bir Selam” adında çok güzel bir de belgeselin var. Belgesel çekme kararını ve çekim sürecini anlatır mısın?

“Gününün yarısını orada Erzincan hattından geçen bütün trenlere selam vermekle geçiriyor”

“Son Tren Bir Selam” belgeseli de şöyle gelişti; bir gün yine tren fotoğrafı çekmek için Erzincan Bağıştaş’a gittim. Orada Hasan Amca ile tanıştım ve hikâyesi beni çok etkiledi. Hasan Amca emekli ve köyde tek başına yaşıyor. Köyüne çok yakın yerde bulunan Bağıştaş İstasyonuna giderek her gün gelen geçen trenlere –yük trenleri de dâhil- el sallıyor. Gününün yarısını orada Erzincan hattından geçen bütün trenlere selam vermekle geçiriyor. Orada da tanınan bir isim haline geliyor. Hasan Amca aynı zamanda tren istasyonunun kış günlerinde bakımlarını da yapıyor, sobasını da yakıyor, oraya gelen insanlarla ilgileniyor. Bu durum benim ilgimi çekti ve belgeselini yapmaya bu şekilde karar verdim. Onu tanıdıktan bir yıl sonra tam üç kere bu belgesel için Erzincan’a gittim. İlkbahar hariç diğer üç mevsimde de ayrı ayrı çekimler yaptım. Bu süreç benim bir yılımı aldı. Belgeseli çektikten sonra festivallere gönderdim. İki festivalde derece aldı. Sonrasında belgesele ilgi de oluşunca hiçbir ticari amaç gütmeden Youtube’a yükledim. Şuan isteyen herkes oradan belgeseli izleyebilir.

Yeni belgesel projelerin var mı?

“Yine tren ve yaşamla ilgili belgeseller çekeceğim”

Evet, yeni belgesel projelerim var. Yine tren ve yaşamla ilgili belgeseller çekeceğim. Bunun için üç konum hazır. İnşallah boşluk bulduğum an bu üç projeyi hayata geçireceğim. Trenler geçtiği köylerde inanılmaz yaşamlar var. Trenlerin geçtiği yerlerin insanların ekonomik, kültürel ve sosyal hayatlarına çok büyük katkıları var. Mesela“Son Tren Bir Selam” belgeselini çektiğim köy olan Bağıştaş Kemah’a en yakın olan istasyon. Kemah turizm olarak Türkiye’nin en önemli yerlerinden. Kemah’a giden herkes Bağıştaş’a uğramak zorunda. O yüzden Bağıştaş küçük bir yer olmasına rağmen çok tanınıyor. Doğu Ekspresi’nin güzergâhındaki en güzel manzaralı yerlerden birisi de yine Bağıştaş…

Cumhuriyet’in 100. Yılında bir de kitap çıkarttın. “Cumhuriyetin 100. Yılında Adana’da Gezilecek 100 Yer”. Bu fikir ne zaman oluştu? Kitabın hazırlanma ve basılması süreci kaç yılını aldı?

“Bu proje benim en çok hayalini kurduğum projeydi

Adana’ya tamamen yerleşme kararı aldığımda kendi çapımda Adana’nın fotoğraflarını çekmeye başlamıştım. O dönemde kendime “ben bu fotoğrafları arşivleyeceğim ve Adana ile ilgili bir kitap hazırlayacağım” demiştim. Öyle de oldu ve bu süreç yaklaşık sekiz yılımı aldı. Bu proje benim en çok hayalini kurduğum projeydi. Adana’nın tüm ilçelerinde gezilmesi görülmesi gereken yerleri fotoğrafladım. Bu süreçte Adana Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları oldu tabi. Burada şuan aynı zamanda büyükşehir belediyesinde basın biriminde çalışıyorum. Bu vesile ile belediyelerin yaptığı hizmetleri fotoğraflamak için Adana’nın her bir köşesine gidiyorum. Mesela Tufanbeyli’de belediyenin yapmış olduğu bir hizmeti fotoğraflamaya gitmişken orada tarihi yerleri de gezip fotoğraflama fırsatım oluyordu. Bu da projemin gerçekleşmesinde bana büyük fayda sağladı.

Kitapla ilgili geri dönüşler nasıl?

“Bu kitap benim Adana’ya vefa borcum”

Çok güzel dönüşler alıyorum. Sosyal medyada dijital halini de yayınladık ama insanlar kitabı eline almak sonrasında arşivlerine koymak istiyor. Kitap yayımlanmadan önce tepki alacağımı düşünüyordum açıkçası. Çünkü her şehrin kendi emek veren insanları var. Daha bilgili, daha tecrübeli insanlar var. Dolayısıyla kitabı daha iyi şekilde hazırlayacak insanlar vardı. Bunu biliyorum. Fakat genç nesillere de sıranın gelmesini düşündüğüm için bu kitap şuan ortada. Ve Adana’ya ben de çok emek verdim. Bu kitap aynı zamanda benim Adana’ya vefa borcum. O kadar yeri gezdim ve fotoğrafladım ve bu fotoğrafları kendime saklamadım. İnsanlarla bilgi ve fotoğraf paylaşımında bulundum. İnsanların Adana’yı tanımasına vesile olduğumu düşünüyorum.

Adana’nın bütün ilçelerini gezdin. Gittiğin yerlerde elbette ki sadece fotoğrafları çekip gelmiyorsun. Orada insanlarla da bir temasın, paylaşımın oluyor. Bunlar senin belleğinde de muhtemelen izler bırakmıştır. Tüm bunların ışında Adana senin için neyi ifade ediyor?

Adana’da gezdiğim süre içerisinde hiçbir yerde kötü bir durumla karşılaşmadım. Mesela Feke Kalesi’ni çekmeye gittiğimde, “ben burada kalmak istiyorum” dediğimde Feke Kalesi’nin dibindeki bir ev bana kapısını açtı. Orada konakladım. Ertesi gün sabah kalkıp fotoğrafları çektim. Genel anlamda Adanalı aslında dışarıdan görüldüğü kadar sert ve korkulacak yapıda insanlar değiller. Sadece üslubumuz biraz sert sayılabilir. Adana gerçekten yaşaması en keyifli şehirlerden bir tanesi.

Fotoğrafçılığı hobi olarak yapanlara ne tavsiye edersin? Profesyonel olarak yapanlara ne tavsiye edersin?

“Güzel fotoğraf çekmek önemli değil, fotoğraf çeken “güzel insan” olmak önemli”

Fotoğrafa yeni başlayanlar ve hobi olarak yapanlar için şunu tavsiye edebilirim; ilk önce her şeyin fotoğrafını çekerek başlasınlar. Sonrasında kendi istedikleri tarzlarını oluştursunlar. Ama fotoğraf yarışmalarında ödül alamadıkları zaman hiçbir şekilde üzülmesinler. Fotoğraf yarışmalarında ödül alamayınca ilk başlarda ben de çok üzülüyordum. Bendeki eksik ne diye kendimi sorguluyordum. Fakat sonradan gördüm ki bu tam anlamıyla o yarışmadaki jürinin bakış açısıyla alakalı. Sizin ödül alamamanız kötü fotoğraf çektiğiniz anlamına gelmiyor. O yüzden 2024 yılından itibaren hiçbir fotoğraf yarışmasına katılmama kararı aldım. Aldığım diğer bir karar da her çektiğim fotoğrafı paylaşmama kararı. Kendi arşivimde tutmayı düşünüyorum. Çünkü taklitler çoğalıyor. Çektiğim bir fotoğrafı gidip bir başkası çekip başka yerlerde sergileyebiliyor.

Profesyoneller için ise taklitten uzak durmalarını özgün fotoğraflar çekmelerini öneririm. Adana’da birçok fotoğrafçı var. Türkiye’nin genelinde de Adanalı çok fotoğrafçı var. Adana bu anlamda çok zengin bir şehir. Ama bana gerçekten özgün fotoğrafçı say desen bir elin beş parmağını geçmez.

Güzel fotoğraf çekmek önemli değil, fotoğraf çeken “güzel insan” olmak önemli. Şuan dünyanın en iyi fotoğraflarını çekiyor olabilirim ama insanlarla iletişimim kötü olduktan sonra o çektiğim fotoğrafın bence hiçbir anlamı yok. Ama çok güzel bir insansam o çektiğim fotoğraflar insanlara zaten güzel gelecektir. Dolayısıyla fotoğrafı hırs haline getirmekten ziyade güzel fotoğraf çeken güzel insan olmak daha güzel.

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

FY Ajans