Dolar : Alış : 5.6665 / Satış : 5.6767
Euro : Alış : 6.2876 / Satış : 6.2989
HAVA DURUMU
hava durumu

Adana34°CGök Gürültülü Sağanak Yağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 14 Kategoride 883 İçerik Bulunuyor.

Röportajlar

Sevgi neydi? Sevgi emekti

01 Mayıs 2019 - 140 kez okunmuş
Ana Sayfa » Yazarlar»Sevgi neydi? Sevgi emekti
Sevgi neydi? Sevgi emekti

Baş rollerini Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın paylaştığı “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminden belki de aklımızda kalan ve yıllarca dilimize pelesenk olan bu cümlenin acaba ne kadarını anlıyor ve içini doldurabiliyoruz.

Bu gün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, bir kesim İşçi Bayramı dese de aslında emeğin ve emekçinin haklarını hatırlama ve hatırlatma günü.

Peki, 1 Mayıs deyince sadece maden ocaklarında, şantiyelerde, sokakların temizliğinde veya bahçelerde çalışan mevsimlik işçiler mi gelmeli aklımıza.

Belki de emeği ve işçiliği bölümlere ayırmalıyız. Yalnız her işçiliğin içini dolduracak kadar alt metin eklemeliyiz. Bunları yaparken ince ince düşünmeliyiz. Emek sadece beden işçiliği midir? Hem bedene hem beyne dayalı işlerde çalışan beyaz yakalıların hakları yeteri kadar verilmekte midir?  Her bir çalışan hangi şartlarda çalışır, her çalıştığı ortamda kendi varlığını ne kadar hisseder, ona verilen mesaj nedir? Belki de tüm haklarını elde edememesine rağmen emeğini var etmeye çalışması kendi karakterinden veya kişiliğinden taviz vermek olarak nitelendirilebilir mi?

Beyaz Yakalılar olarak adlandırdığımız fikir işçilerinin haklarını talep etme veya seslerini duyurma noktasında kitle iletişim araçlarını bedensel işlerde çalışan emekçilere nazaran daha etkin kullandığı aşikâr. En azından sorunları ifade etme konusunda daha az güçlükle karşılaşıyorlar. Bedensel işlerde çalışan emekçilerin de beyaz yakalılar kadar seslerini duyurabilmeleri için ilk olarak öz güvenlerinin tekrar sağlanması, kendilerinin ve yaptıkları işin ne kadar değerli olduğunun tekrardan onlara hatırlatılması gerekiyor.

Örneğin; maden ocağından çıkıp boş belediye otobüsünde belediyenin araçları kirlenmesin diye ayakta bekleyen işçileri, maden göçüğünden çıkarılınca ambulansa ayakkabısı ile binmek istemeyen işçiyi,  şantiyede üzeri toz toprak oldu diye maaşını almak için muhasebe bölümüne girmeyen işçiyi, yangında kendi canını hiçe sayarak kızgın alevlerin içine dalan itfaiyeciyi, çocukları aç kalmasın diye her mevsim yatağı sırtında göç eden mevsimlik işçiyi, çocuğunun istediği ayakkabıyı alamadı diye intihar eden işçiyi bu örnekleri çoğaltmamız mümkün ve bu yazıya sığamayacak kadar da çok. Onlar var oluş nedenlerindeki sevgi emek ve merhameti yitirmemiş ince hesaplar peşine düşmemişlerdi. Fakat kendilerinden çok “kirlenmesin diye oturmadıkları koltukları” düşünür hale gelmeleri düşündürücü. Bu bir anlamda işçinin kendisini “değersiz” hissettiğinin kanıtı olarak da yorumlanabilir. Bu tarz günler işçilerin değerinin, kıymetinin ve öz güveninin yükseldiği günler olmalıdır. Çünkü onlar bize “sevginin emek” olduğunu her daim hatırlatıyorlar.

Sevgi neydi? Sevgi emekti.

Hayatının her dönemini bir koşuşturma olarak geçiren bir emekçi ne bekler?

Hemen hepimizin aklına daha iyi şartlarda çalışmak, daha yüksek maaş ile çalışmak ve daha geniş sosyal haklara sahip gelecektir.

Bunlar yaptığın işin karşılığını almak için yeterli mi?

Her bir emekçi ve işçi o kadar emeğinin sonunda belki de maddi beklentisinin dışında o kadar fedakârlık ile çalıştığı işinde işverenin ellerine sağlık demesini, kendini ailesine adayan bir emektarın eve vardığında güler yüzle karşılanmayı, çocukları için hayatını feda eden ebeveynlere çocukların sevgi ve saygı ile davranmasını bekler.  Bu değerlere ne eder nede paha biçilebilir mi?

 Ne demiştik; madem sevgi emekti, tüm emektarlarımızı anlayabilme ve kavrayabilme temennisi ile

1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN…

 

 

 

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

FY Ajans