Dolar : Alış : 7.8945 / Satış : 7.9088
Euro : Alış : 9.4067 / Satış : 9.4237
HAVA DURUMU
hava durumu

Adana21°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 14 Kategoride 933 İçerik Bulunuyor.

Röportajlar

Bir Başarı Hikayesi: “Düğün ve Doğum Fotoğrafçısı Fazilet Türk

30 Mayıs 2019 - 525 kez okunmuş
Ana Sayfa » Röportajlar»Bir Başarı Hikayesi: “Düğün ve Doğum Fotoğrafçısı Fazilet Türk
Bir Başarı Hikayesi: “Düğün ve Doğum Fotoğrafçısı Fazilet Türk

Düğün ve doğum fotoğrafçılığı

 

 “Bir fotoğrafı çektirirken neden çektirdiğimizi iyi analiz etmemiz lazım..”

Türkiye’de fotoğrafçılığın tarihi Sultan II.Abdülhamit’e kadar uzanıyor. II. Abdülhamid’in kendisi de fotoğraf çekmekte, fotoğraf sanatıyla yakından ilgilenmekteydi. Sarayda vaktinin büyük bir bölümünü müzik salonu, resim salonu ve fotoğraf atölyesinde geçirmekteydi. II. Abdülhamid, fotoğrafın ‘belge’ ve ‘araçsal’ yönünü keşfetmekte gecikmedi. Zaman içinde değişen ihtiyaçlarla beraber fotoğrafçılık “belgeleme” amacını korumakla birlikte çok daha farklı misyonlara sahip bir araç haline geldi. Dijital çağın hızlı bir şekilde hayatımıza girmesi ile her bireyin elindeki cep telefonu bir makinaya dönüştü. Dijital albümler oluşturulurken fotoğraf çekimi ile baskılı fotoğraf ötelenmiş gibi olsa da kaybolan veya silinen dökümanlar sonrası fotoğrafçılığa rağbet yeniden arttı.

Bir zamanlar 36 pozlu makinalarımız vardı ve en kıymetli anımızı çekmek için beklerdi. Pozu dikkatli kullanır baskı gününü heyecan ile beklerdik. Baskılı fotoğraflar yüzümüzdeki ifadeyi yansıtmakta ve anılarımızın korunmasında en büyük argümandı. Gelişen teknoloji ile yüzlerce fotoğraf çekip içinden en beğendiklerimizi tab ettirebiliyoruz.

Değişen ihtiyaçlarla birlikte fotoğrafçılığın dalları da değişti ve genişledi. Son zamanlarda ise düğün ve doğum fotoğrafçılığı modern dünyanın yeni ihtiyaçları haline geldi.

Biz de Adana’da düğün ve doğum fotoğrafçılığı alanında kalitesi ile ön plana çıkan, yaptığı çalışmalarla adından sıkça söz ettiren Fotoğrafçı Fazilet Türk’le kartpostalları kıskandıracak manzaraya sahip ofisinde bir araya geldik. Fotoğrafçılığa başlamaya karar verdiği andan günümüze kadar olan süreci tüm samimiyetiyle İş’te Life Adana okurlarıyla paylaştı.

Fotoğrafçılığa nasıl başladınız, nasıl karar verdiniz?

“Kreşten Stüdyoya…”

Aslında fotoğrafa ve fotoğrafçılığa merakım yoktu, ilgi alanımda değildi desem yalan olmaz. Yıllar önce bir kreşte görev yapıyordum kreşte görev yaptığım esnada bir çalışma için kadın fotoğrafçıya ihtiyacımız oldu ve biz uzun bir süre kadın fotoğrafçı bulamadık. Bulamayınca “nasıl koca Adana’da bir kadın fotoğrafçı bulunmaz” diye şaşırmıştım. Kreşin yaz tatiline girince ben o aralığı fırsat bilip bir makine aldım ve karıştırmaya başladım. Bir taraftan makinayı tanıyor bir taraftan binlerce kare fotoğraf çekiyordum. Fotoğrafçılıkla ilgili araştırmalar yaptım. Araştırdıkça ve fotoğraf çektikçe fark ettim ki fotoğrafçılık duygu ve düşüncenin objektife yansıdığı bir sanat işi. Fotoğrafçılığın ruhum ile uyuştuğunu fark ettim ve bende ki bu tutkulu serüven böylece başlamış oldu. O senenin sonunda artık profesyonel olarak fotoğrafçılık yapmaya başladım.

Makineyi aldıktan sonra bir kursa gittiniz mi?

İnternet üzerinden bir araştırmaya giriştim. İnternet’te fotoğrafçılıkla ilgili sayfaları takip etmeye başladım. O sayfalardan birisinde Adana’da Tuncer Uğurer hocayı önerdiler. Onunla irtibata geçtim, kısa bir dönem özel ders aldım. Sonrasında ben onun üzerine katabildiğim kadar bir şeyler kattım.

Ne tarz fotoğraflar çekiyorsunuz?

Düğün, doğum, ürün, kısacası fotoğraf denilince aklınıza ne geliyorsa çekiyoruz. Fotoğrafla alakalı ne varsa her şeyi yapabiliyoruz. Ama ağırlıklı olarak düğün ve ürün fotoğrafçılığı yapıyoruz.

 

Yer seçimi noktasında tamamen siz mi karar veriyorsunuz yoksa çiftlerin tercihine göre mi yer belirliyorsunuz?

Aslında her fotoğraf sanatçısının kendisine ait mekânları vardır. Benim de kendime ait mekânlarım var, paketlere, zamana ve ihtiyaçlara göre değişen mekânlar bunlar. Çekim öncesinde bunu çiftlerimizle istişare ederek karar veriyoruz. Ama genelde bize bırakmalarını istiyoruz. Çünkü alıştığımız, bildiğimiz mekânlarda fotoğraf çekmek daha sağlıklı oluyor.

Düğün fotoğraflarında çekim sonrası çiftlerden aldığınız yorumlar sizi nasıl etkiliyor?

Fotoğrafı çekiyoruz, çekimler güzel dahi geçse albümü teslim etmeden “oh” diyemiyoruz. Albümü teslim ettikten sonra “çok güzel olmuş” şeklinde bir tepki aldığımız zaman bu gerçekten paha biçilemez bir duygu oluyor. Benim en çok keyif aldığım an o an. O cümleyi duyana kadar içimiz rahat etmiyor çünkü. Fotoğraf çekimine şahit oluyor çiftlerimiz, photoshop işlemi sonrasında da renkleri ve dokuyu görüyor fakat fotoğraflar albüm için matbaaya gidip geldiğinde renklerin ve dokunun durumu beğenilecek mi acaba kaygısı yaşıyoruz elbette. Matbaadan gelen albüm de çiftlerimiz tarafından beğenilince “çok şükür” deyip yolumuza devam ediyoruz.

Düğün fotoğraflarını düğün günü mü düğün öncesi mi düğün sonrası mı çekiyorsunuz?

Bizim tercihimiz düğün öncesi ya da sonrası.  Ama bizde hala yüzde 50 civarında düğün günü çekimlerimiz oluyor.

Düğün günü olunca o günün stresi, telaşı, gelinliğin bozulma ihtimali vs. tedirginliği olabilir. Bu da istenilen pozların verilememesi sorununa yol açabilir diye düşünüyorum.

 

“Damatlar fotoğraf çekimini gelinler kadar ciddiye almıyor”

Kesinlikle,  gelinlerde hiçbir problem yok gelinler o gün de bizdeler. Bize konsantre olmakta güçlük çekmiyorlar. Düğün günü yapılan çekimlerde sıkıntılı olan taraf damatlar.  Damadın telefonu o gün susmuyor. Düğün salonundan, organizasyon şirketinden falan sürekli damadın telefonu aranıyor ve bir şeyler soruluyor. Dolayısıyla damadın çekimlere olan konsantrasyonunu olumsuz etkiliyor. Ayrıca damatlar çok daha farklı detaylar ile uğraştığı için bazı detayları gelinler kadar ciddiye almıyor. O yüzden biz çiftleri düğün günü dışında bir günde çekime almak için ikna etmeye çalışıyoruz. İlk zamanlar düğün günü dışında fotoğraf çekilmesi çok yadırganıyordu. Fakat şuan yavaş yavaş bu alışkanlık kazanılıyor. Muhtemelen ileride daha da çok benimsenecektir.

Doğum fotoğrafları…

Bir bebeğin ilk fotoğrafını siz çekiyorsunuz bu nasıl bir duygu?

“Bir insanı uçarken görsem doğum anındaki gibi etkilenmem”

Doğum anı beni çok etkiliyor. Fotoğrafçı olarak o ana şahit olmak da çok etkiliyor ama doğum zaten çok mucizevi bir şey. İlk doğum fotoğrafçılığı deneyimimde yüzüm sapsarı olmuştu. Doktor benim korktuğumu düşünmüştü fakat korkmamıştım tamamen o anın mucizesiydi beni etkileyen. Öyle ki ben fotoğrafları “Süphanallah” diye diye çektim. Bir insanı uçarken görsem doğum anındaki gibi etkilenmem. Doğum fotoğrafçılığı çok farklı bir his sanki doğumla birlikte ben de yenileniyormuşum gibi geliyor. O yüzden doğum fotoğrafçılığı beni çok etkiliyor.

Çok özel anlara şahit oluyorum. Uzun süre çocuk sahibi olamamış (yaklaşık 15 sene) bir çiftimiz vardı, herkes çok heyecanlıydı, damat, kayınvalideler, aile bireyleri çok kalabalıktı herkes ağlıyordu ve dayanamayıp ben de ağlamıştım. İki tarafında da ilk torunuymuş ve herkes çok duygusaldı ister istemez biz de duygusallaştık. O yüzden doğum fotoğrafçılığında duygu yoğunluğu çok daha fazla…

Hem düğün fotoğraflarını hem de doğum fotoğraflarını çektiğiniz müşterileriniz var mı?

Evet var ve bu sayı her geçen gün artıyor. Mesela yakın zamanda çektiğimiz bir çiftimiz var hem düğünlerini hem doğumlarını çektik.

Doğum ve düğün fotoğrafçılığı dışında fotoğrafçılığın farklı alanlarına da yönelme düşünceniz var mı?

Ben fotoğrafçılığa manzara fotoğrafları ile başladım. Çok da keyif alarak çektim manzara fotoğraflarını. Emre diye bir arkadaşım bir gün bana şöyle dedi: ” eğer fotoğraftan keyif almak istiyorsan bu işi parayla yapmayacaksın, parayla yaptığın zaman keyfi kaçar demişti”. Ne demek istediğini çok sonra anladım. O yüzden ileride tekrardan bu işin hobi kısmı ile ilgilenmek isterim. Hayalimde dünyaca ünlü bir fotoğrafçı olmak değil yaptığım işi en güzel şekliyle yapmak ve yüzlerdeki gülümsemeye ortak olmak var.

Fotoğrafçılıkta tarz veya moda akımı var mıdır?

“Bu sene Güney Kore minimalizmi ön planda”

Düğün fotoğrafçılığı alanında bir furya vardı. O da Avrupai tarzda fotoğraflar. Renkler, tarzlar konseptler hep Avrupai tarzda idi. Ama bu sene Güney Kore tarzı fotoğraflar ön planda, sade ve daha sıcak fotoğraflar bunlar. Çiftlerimle görüşürken fotoğraf tarzı seçiminde onları özellikle yönlendiriyorum. Mesela tamamen doğu motifli, alaturka motifli gelinlik giymiş gelinimize asla Avrupai tarz dış çekim önermiyorum. Çekimi belirlerken gelinliğin ve damatlığın tarzına göre konseptler belirliyoruz.

Fotoğrafçılıkla ilgili yeni projeleriniz var mı?

Benim düşüncem de şu; 30-40 sene evvel annelerimizin anneannelerimizin fotoğraf stüdyolarında çekindiği fotoğrafları güncelleyerek bugüne aktarmak… Ben bu projemin çok tutacağını düşünüyorum. Eskinin samimiyetini yansıtmanın çok güzel olacağını düşünüyorum.

Eski fotoğraflara bakıyorsunuz, bir kare, canlı bir çiçeğin önünde çekingen bir gelin, hatta ürkek, eşle arada bir boşluk, sarılma kesinlikle söz konusu değil… Ona rağmen fotoğrafa baktığımızda çok duygulanıyoruz ne kadar da güzel bir fotoğraf diye içimizden geçiriyoruz.

Şu anki fotoğraflarda aynı lezzetin olmayışı biraz da taklitten kaynaklanıyor. O yüzden ben çiftlerimize de söylediğim şey aradıkları duyguya doğru karar vermeleri.

“klasiğin modası asla geçmez”

Bazen gelinlerimizin gelinliği istediği gibi olmamış, makyajı istediği gibi olmamış, çekime geç kalınmış, ama ben o an gelinimize şunu söylüyorum; bugün sana dünyanın en güzel gelinliğini getirseler, dünyanın en yetenekli makyözünü getirseler 5 sene sonra bunlar da demode olacak. Dolayısıyla tüm bunların o kadar da bir önemi yok. Gelinlik seçerken de makyaj yaparken de klasikten çok da uzaklaşmamak gerek diye düşünüyorum çünkü klasiğin modası asla geçmez.

Çiftlerin kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor öncelikle: ” ben bu fotoğrafı ne için çektiriyorum?” Bu sorunun cevabı çok basit eşimle en mutlu anımızı ileride çocuklarımıza ve onların çocuklarına aktarmak.  Aslında olay bu. Ama bu niyetten sapıldığı için sorunlar çıkıyor.

Çiftler için bir anısı olan mekân seçimi daha doğru olmaz mı? Mesela ilk buluşulan yer, ilk oturulan yer gibi. Sizlerin seçtiği ya da arkadaşlarının çekindiği yerlerden ziyade bu yerler çok daha güzel olmaz mı?

Kesinlikle. Ben de aynı fikirdeyim hatta bir çiftimizle yaptık biz bunu. Çiftimiz ilk olarak Akoluk’ta tanımışlar birbirlerini. Orada ilk yazdıkları yazıyı da bulduk ve çekip albüme koyduk. Çok da güzel oldu. Neden fotoğraf çekiniyoruz sorusunu akıllarından çıkarmazsa çiftlerimiz kesinlikle sorun yaşamazlar.

“Fotoğrafçı seçimi çok önemli”

Fotoğrafçı çok önemli, bir terzi gibi… Nasıl ki gelinliği diktirirken tüm ölçüler usta bir terzi elinde orantılı olsun istiyorsak fotoğrafçı seçiminde de aynı titizliği göstermeliyiz. Bazen maddi olanakları daha elverişsiz çiftlerimiz oluyor onları daha düşük bütçeli paketlere ben yönlendiriyorum.

Fotoğrafçılığın en sevdiğiniz ve en zorlandığınız yanları neler?

Her meslek gibi bizim de sıkıntılarımız var. İnsanlar bizleri gördüklerinde “aa ne kadar güzel işiniz var” diyor ama bizim de her meslek gibi sıkıntılarımız var. Vitrin kısmı güzel hoş ama mutfak kısmında zorluklarımız var. Fotoğrafçılığın en zor yanı insanların en özel günlerinde onlarla ilgileniyor olmak. Çünkü özel bir gün olduğu için normalden biraz fazla stres olabiliyor. En güzel yanı ise belirttiğim az önce belirttiğim gibi albümü sunduğumda çiftlerin yüzündeki mutluluk ve güzel geri dönüşler.

Çiftlerin enerjisi bizim işimizi de etkiliyor. Pozitif çiftler gördüğümüzde o çekim çok daha keyifli geçiyor ve dolayısıyla çekim de daha güzel oluyor. Uyumlu çiftlerimizle çalıştığımızda daha keyifli çalışıyoruz.

Çekim esnasında pozları siz mi belirliyorsunuz yoksa çiftlere mi bırakıyorsunuz?

Biz belirliyoruz genel olarak ama çiftimiz özellikle bir poz isterse onları kırmıyoruz. Çekim öncesinde onlardan isterlerse internetten beğendikleri pozları indirip bizlerle paylaşmalarını istiyoruz. O pozlardan biz onların tarzını az çok tahmin edebiliyoruz. Ve uygun olan tarzı netleştiriyoruz. Her tarzı yaparız diyerek çiftlerimize yalan söylemiyoruz. Yapılabilecekleri çiftlerimizle önceden netleştirip öyle çekime başlıyoruz. Başka fotoğrafçıların çoğu her şeyi yaparız diyorlar bence bu noktada sıkıntı yaşıyorlar.

Son olarak…

Her insan kendisini ve sınırlarını iyi tanımalı. Yapabileceklerini ve olabilecekleri iyi kestirmeli. Bir makyaj bir insanı dünya güzeli yapmaz, bir fotoğraf da öyle. Bu etmenler çok çok iki basamak daha bizi yukarı çıkarır. Fotoğrafçı elindeki makine ile seni uçuramaz. Beş basamak yukarı beraber çıkacağız sadece. Ama insanlar birbiriyle olan yarışmanın etkisiyle çok çok farklı şeyler olsun istiyorlar ama o farkın ne olduğunu onlar da bilmiyorlar.

Röportaj:

Filiz Yıldırıcı & Hanifi Aktaş

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

FY Ajans